CBTiSTANBUL

Beck Yönelimli Kognitif Terapi

En Zor Danışanınızla (Kendinizle) Başa Çıkmak

Posted By on September 12, 2020

Terapistler birer insandır ve hataya düşebilirler. İdeal olarak, son derece bilgili, yüksek oranda kendinden emin, çok az dalgalanan, son derece etik ve nadiren danışanlarıyla ilgisiz (underinvolved) ya da aşırı ilgili (overinvolved) kişilerdir. Fakat aslına bakılırsa, terapistler nadiren idealdir. Eğer kendinizi, terapist olarak, işinizde ciddi şekilde engellenmiş hissederseniz, beklenenden daha az başarı elde ettiğiniz danışanlarda ortaya çıkan benzer irrasyonel düşüncelerinize, uygunsuz duygularınıza ve fonksiyonel olmayan davranışlarınıza bakın. Zorluklarınızı arttırıyor gibi görünen, mükemmeliyetçi istekleri ve kesinlik arayan felsefeyi ortaya çıkardığınız zaman kendinize şu soruları sorun: (a) Niçin şüphe duyulmayacak şekilde mükemmel olmak ve koşulsuz olarak sevilen bir terapist olmak zorundayım? (b) Danışanlarımın benim öğretilerimi takip etmesi gerektiği ve tavsiyelerime kesinlikle uyması gerektiği nerede yazmakta? (c) Terapinin kolay olacağına ve her dakikasından zevk alacağıma dair kanıt nerede? Eğer bunun gibi soruları sormaya, bilimsel ve mantığa uygun cevapların ne olduğunu düşünmeye devam ederseniz daha etkili bir terapist olabilirsiniz.

Referans: Ellis, A. (1983). How to deal with your most difficult client—you. Journal of Rational Emotive Therapy, 1(1), 3-8.

Saygılarımla,
Uzm. Psk. Gizem Hüroğlu

Psikoz Geliştirme Riski Yüksek Olan Bireyler için Bilişsel-Davranışçı Terapi

Posted By on June 14, 2020

Psikoz için erken müdahale, yerleşmiş bir klinik uygulama haline gelmiştir. Araştırmalar, psikoz için varsayılan olarak prodromal gibi göründükleri psikotik öncesi dönemde bireyleri tanımlamaya odaklanmaktadır. Klinik olarak yüksek risk altında olan bu gençleri tanımlamak için kriterler oluşturulmuştur ve hem farmakolojik hem de psikolojik tedavileri test eden bazı erken çalışmalar yapılmıştır. Bilişsel davranışçı terapi (CBT), bu grupta potansiyel olarak etkili bir müdahale olarak test edilmiştir. Burada, CBT ile tedavi edilen iki olguyu tanımladık.

Referans: Addington, J., & Mancuso, E. (2009). Cognitive‐behavioral therapy for individuals at high risk of developing psychosis. Journal of clinical psychology, 65(8), 879-890.

Saygılarımla,

Psk. Mübeccel Oskay

Şizofrenide Negatif Semptomlar: Kognitif Yaklaşım

Posted By on June 10, 2020

Hedeflenen bilişsel müdahaleleri takiben şizofreninin negatif semptomlarındaki son iyileşme raporları, bu semptomların bilişsel temellerine ilgi duyulmasını arttırmıştır. Bu makale derlemesinde, mevcut deneysel araştırmalar ile spesifik semptomlara yönelik kognitif terapi uygulanan hastaların fenomenolojik deneyimlerinin bütünleştirilmesi amaçlanmıştır. Nörobiyolojik faktörlerin hastalığı geliştirme ve sürdürmedeki köklü rolüne ek olarak, spesifik bilişsel çıkarımların ve inançların negatif semptomların gelişmesinde ve kalıcılığında rol oynadığını öne sürüyoruz. Negatif semptomların kognitif modeli bir diyatezi-stres formülasyonuna dayanmaktadır: premorbid kişilikten tam gelişmiş negatif semptomatolojiye kadar yatkınlık özelliklerinin sürekliliği, bu özelliklere olumsuz sosyal ve performans tutumlarının eklenmesi ve mutluluk için düşük beklentilerin olması veya hedefe yönelik faaliyetlerde başarı gibi faktörlerin birleşmesi. Negatif semptomların, kısmen, algılanan sosyal tehdide, tehtide yönelik sanrısal inançlara, görevlerde ve sosyal aktivitelerde beklenen başarısızlığı telafi edici bir tepki olduğunu savunuyoruz. Bu motivasyonel ve davranışsal psikolojik durumlar, hastanın psikolojik kaynakları sınırlı olarak algılaması gibi yorumlanmaktadır – hastaların çaba gerektiren faaliyetleri en aza indirerek enerjilerini korumaya motive eden algıları olduğu da söylenebilir.

Referans: Rector, N. A., Beck, A. T., & Stolar, N. (2005). The negative symptoms of schizophrenia: a cognitive perspective. The Canadian Journal of Psychiatry50(5), 247-257.

Saygılarımla,

Psk. Özlem Öztürk

Ajite Hastada Sözel Olarak Gerilimi Düşürme (Verbal De-escalation): Amerikan Acil Psikiyatri Derneği BETA Projesi (Ajitasyonun Değerlendirilmesi ve Tedavisinde En İyi Uygulamalar) Gerilimi Düşürme (de-escalation) Çalışma Grubu Ortak Görüş Beyanı

Posted By on May 20, 2020

Ajitasyon, acil müdahale gerektiren akut bir davranışsal acil durumdur. Ajite hastaları tedavi etmek için geleneksel yöntemler, yani rutin kısıtlamalar ve istemsiz ilaçlar, zorlayıcı olmayan bir yaklaşıma çok daha fazla önem verilerek değiştirildi. Deneyimli uygulayıcılar, bu tür müdahalelerin gerçek bir taahhütle gerçekleştirilmesi durumunda başarılı sonuçların daha önce düşünülenden çok daha sık olabileceğini keşfettiler. Yeni paradigmada, 3 aşamalı bir yaklaşım kullanılmaktadır. İlk olarak, hasta sözlü olarak tedaviye dahil edilir; sonra işbirlikçi bir ilişki kurulur ve son olarak, hasta ajite durumdan sözlü olarak ayrılır. ‘Verbal de-escalation’ genellikle hastayla ilgilenmenin ve değerlendirme ve tedavisinde aktif bir ortak olmasına yardımcı olmanın anahtarıdır; ancak bazı durumlarda gönüllü ilaç tedavisi ve çevre planlaması gibi sözel olmayan yaklaşımların da önemli olduğunu kabul ediyoruz. Ajite hasta ile çalışırken, 4 ana amaç vardır: (1) hastanın, personelin ve bölgedeki diğer kişilerin güvenliğini sağlamak; (2) hastanın duygularını ve üzüntülerini yönetmesine ve davranışlarının kontrolünü sürdürmesine ya da kontrol altına almasına yardımcı olmak; (3) mümkün olduğunda kısıtlama kullanmaktan kaçınmak ve (4) ajitasyonu arttıran zorlayıcı müdahalelerden kaçınmak. Yazarlar, `De-escalation’ın 10 alanını ” kullanarak, de-escalation için uygun eğitimin uygun temellerini detaylandırıyor ve müdahale yönergeleri sunuyor.


Referans: Richmond, J. S., Berlin, J. S., Fishkind, A. B., Holloman Jr, G. H., Zeller, S. L., Wilson, M. P., … & Ng, A. T. (2012). Verbal de-escalation of the agitated patient: consensus statement of the American Association for Emergency Psychiatry Project BETA De-escalation Workgroup. Western Journal of Emergency Medicine, 13(1), 17.

Saygılarımla,


Psk. Mübeccel Oskay

Bipolar Bozuklukta İlaç Uyumunun Artırılması

Posted By on May 18, 2020

Amaç: İlaca bağlılık; bipolar bozukluğa sahip kişilerin tedavisindeki etkinlik ve etkililik boşluğuna katkıda bulunmaktadır. Bu makalede; bipolar bozuklukta ilaç uyumunu geliştirmede karşılaşılan zorlukları incelemek ve ilaç uyumunun gelişimini, birincil veya ikincil sonuç olarak temel alan psikososyal çalışmaların gelecekteki yönleri için bazı öneriler çıkarmak amaçlanmaktadır.

Yöntem: İlaç uyumunu için bu araştırmada; Medline, Web of Science, CINAHL PLUS ve PsychINFO’nun 1996’dan 2008’e kadar olan yayınları taranmıştır. Makaleleri bulmak için; “uyum, uyumluluk, ittifak, uyumluluk ölçümü, risk faktörleri, psikososyal müdahaleler ve psikoeğitim” anahtar kelimeleri kullanılmıştır.

Bulgular: İlaca uyumsuzluğun anlaşılmasında; tanımlama ve değerlendirmede karşılaşılan güçlükler ile birlikte, uyumu artırmayı hedeflerken göz önünde bulundurulması gereken çeşitli risk faktörleri gibi bir takım zorluklarla karşılaşılmaktadır. Bununla birlikte ilaç uyumun ele alınmasının önemi; ilaca uyum sorunları ile tedaviden verim alamama arasındaki bağlantı ile belirtilmektedir. Bu zorluklara rağmen, birincil sonuç olarak uyumu hedefleyen bir dizi küçük psikososyal çalışma; bilgi, tutum ve uyum davranışını geliştirmeyi amaçlayan psikoeğitimin potansiyel yararlılığına işaret etmektedir. Ancak bu alanda; daha büyük ölçekli ve randomize edilmiş kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir. İkincil bir sonuç olarak ilaca uyumu hedefleyen daha büyük randomize kontrollü psikososyal müdahalelerden elde edilen sonuçlar; ilaca uymanın yanı sıra diğer faktörlerle mücadele etmenin de bir avantaj olabileceğini düşündürmektedir. Bu daha büyük çalışmaların bazıları ilaç uyumunda bir iyileşme olduğunu gösterse de, bu müdahalelerin gerçek yaşam ortamlarında uygulanabilmesinin her zaman pratik olmayabileceği çıkarımı yapılabilmektedir. Uyumsuzluk için risk faktörlerini ve diğer sağlık davranışlarının önündeki engelleri dikkate alan birey merkezli bir yaklaşımın; daha hedef odaklı ve daha kısa süreli müdahalelerin geliştirilmesine yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Sonuç: Bipolar bozuklukta ilaç tedavisinin yanında; tedavi uyumunun da artırılması gerekli ve umut verici bir tedavi bileşeni olarak görülmektedir. Bipolar bozuklukta ilaç uyumunu hedefleyen psikososyal müdahaleler ile ilgili mevcut literatür; uyumsuzluk kavramının tanımlanmasının ve psikoeğitimin kişilerin ihtiyaçlarına uyarlanmasının altını çizmektedir. Klinik uygulamalar için, daha kısa veya daha yoğun müdahalelerin büyük ölçekli randomize kontrollü çalışmalarına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

Referans: Berk, L., Hallam, K. T., Colom, F., Vieta, E., Hasty, M., Macneil, C., & Berk, M. (2010). Enhancing medication adherence in patients with bipolar disorder. Human psychopharmacology: clinical and experimental25(1), 1-16.

Saygılarımla,

Psk. Zeynep Ekşioğlu

Proudly Powered by WordPress | Theme by The Cloisters | Entries RSS  Comments RSS